BİR UNUTULUŞ HİKÂYESİ

Yorum · 33415 Görüntülenme · Okuma Süresi: 3 dakika

Gitmek kolaydı tabii… Korkakların açıp kaçtığı ilk kapıydı. Zor olan geride kalmaktı.

Gözlerini geceyi aydınlatan aya dikti. Ona ulaşmak istiyordu. Yakınlaşmayı, yakından bakmayı…  Sanki uzansa avcunun içine alabilecekti. Oysaki çok uzaktaydı. Aynı kalbindeki kişi gibi…

İçinin ürperdiğini hissetti. Gecenin keskin soğuğu rüzgâr estikçe etkisini daha sert gösteriyordu. Yaktığı ateşe biraz daha yaklaşıp yanına aldığı polar battaniyeye sıkı sıkı sarıldı. Dışarıda kimsecikler yoktu. Çevredeki evlerin ışıkları sönmüş, herkes derin bir uykuya dalmıştı.

Bağdaş kurup oturduğu minderin üzerine iyice yerleşti. Ellerini ıslak çimin üzerinde gezdirip çıkan kokuyu iyice içine çekti. Şansı olsa bu kokuyu cam şişenin içine koyar, hayatı boyunca yanında taşırdı. Babası bahçelerine özenle bakardı. Bugün de uzamış çimleri biçmiş, özenle her yeri sulamıştı. Şimdi ise annesiyle birlikte özel bir yemek davetindeydi. Bu kadar geç kalacaklarını düşünmese de halinden memnundu. Yalnız kalmayı severdi. Özellikle de geceleri…

Telefonundan kendine şarkı açıp ellerini cebine soktu. Cebindeki buruşmuş kâğıdı iyice kavradı. Artık zamanı gelmişti. Ondan kurtulmak istiyordu. Geçmişi arkasında bırakmanın tek yolu her şeyi küle çevirmekti. Unutmak, anılar olduğu sürece imkânsızdı. Gözleri dolmuş bir şekilde kâğıdı çıkardı. Onun el yazısıyla “Unutulmak Güzeldir,” yazıyordu. Gitmeden önce arkasında bu notu bırakmıştı. Gitmek kolaydı tabii… Korkakların açıp kaçtığı ilk kapıydı. Zor olan geride kalmaktı. Unutmak istemese de unutmaya çalışmaktı.

Gözlerinden akan yaşları silip dikkatini çalan şarkının sözlerine verdi. “Yarım bıraktığın ne varsa hepsini çok özleyeceksin” diyordu.

Evet, yarım bırakılmıştı.

Belki de bir gün özlenecekti.

Ama bu kadar acı ona yeterdi. Bunca zaman yapamadığını yapacak, bu akşam onu unutacaktı. Burnunu çekip içinden üçe kadar saydı. Elindeki kâğıdı yavaşça ateşe yaklaştırdı ve ucundan tutuşturup geri çekti. Atmaya bile kıyamazken şimdi ellerinin arasında yok oluşunu izliyordu. Elini yakmadan kalan son parçayı da ateşe atıp küllerin havada uçuşmasını izledi. “İstediğin olsun, artık yoksun,” diye fısıldadı gökyüzüne…

Duyduğu sesle bakışlarını bahçe kapısına çevirdi. Karanlığın içinde yere yansıyan gölgeyi gördüğünde korkuyla nefesini tuttu. Kapı açılmıştı fakat görünürde kimse yoktu. Hava iyice kararmıştı. İçindeki ses bir an önce eve girmesini söylese de kıpırdayamıyordu. Adeta korkudan taş kesmişti. Telefonunun el fenerini açıp kapıya tuttu. “Kim var orada?” diye bağırdı. Oysaki ne gölge yerinde duruyordu ne de kapı açıktı. Derin bir nefes aldı. Belki de sadece zihninin ona oynadığı aptal bir oyundu.

Hızlıca ayağa kalkıp ateşi söndürdü. Tam arkasını dönüp eve girecekti ki iki kişinin kollarına yapışmasıyla gözleri karardı. Duyduğu son ses onun sesiydi.

“Oyun daha yeni başlıyor…”

Gözlerini araladığında annesinin telaşlı bakışlarıyla karşılaştı. Odasındaydı. Sanki hiçbir şey olmamış gibi yatağında yatıyordu. “Ne oldu bana?” dedi güçlükle. Boğazı kurumuştu.

Annesinin “Sadece bayılmışın… Korkma, geçti…” demesiyle içini çekti. Kolu acıyordu. Büyük ihtimalle kolunun üzerine düşmüş ve ailesi gelene kadar o şekilde kalmıştı. Gördüğü kâbusu hatırlayıp gözlerini yumdu. Güvendeydi.

Vedalaşmak kolay olmamıştı.

Bunca zaman içinde biriktirdikleri de sonsuzluğa uğurladığı kâğıt gibi kül olmuş, hiçliğe karışmıştı. Şimdi her şeye yeniden başlıyordu. Kendine temiz bir sayfa açacak ve yeni bir hikâye yazacaktı. Unutmaması gereken tek kural vardı. Hikâyede ne olursa olsun en değerli olan şey her zaman kendisiydi ve hangi koşulda olursa olsun bunu kimse değiştiremeyecekti…

 

 

 

Yorum
Daha fazla