Inkweel Röportaj - Cansu Boğuşlu

Yorum · 1543 Görüntülenme · Okuma Süresi: 7 dakika

Kendisini ‘‘Filmmaker’’ olarak tanımlayan görüntü yönetmeni Cansu Boğuşlu ile çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Sektörde kadın görüntü yönetmeni olarak yer alan Boğuşlu, kadın hikâyelerine yakın duran, derdini kadınlar üzerinden anlatmayı seçen bir sinemacı!

“İki şey tehlikelidir.

Biri hayallerine ulaşamamak,

diğeri de çok erken ulaşmak.”

 

Cansu Boğuşlu kimdir, kendisini nasıl tanımlar?

Cansu Boğuşlu mesleki olarak kendini ‘‘filmmaker’’ yani sinemacı olarak tanımlıyor. Fotoğrafçılığım da sinematik bir yerden beslendiği için böyle demek doğru olacaktır. İstanbul’da doğup büyüdüm, kişiliğimi en çok etkileyen süreç, sinema eğitimim için gittiğim Polonya’da geçirdiğim yıllar oldu. Döndükten sonra da tam adapte olamadım bir türlü. Kendimi duygusu olan, estetik işlerle ve özellikle kadın hikâyeleri ile tanımlayabilirim.

 

Türkiye’de görüntü yönetmeni olmanın artıları ve eksileri nelerdir?

Fotoğrafçılık yaptığım ve filme ilgi duymaya başladığım süreçte görüntü yönetmenliğini kendime yakın buldum ve bu konuda ustalaşmak istedim. Çünkü film izlerken de her şeyden önce atmosfer ve estetik yönleriyle sinemaya aşık oldum. Işıklar, kamera açıları, renkler… Bir kadın görüntü yönetmenine denk gelmemiştim ve bu bana daha da çekici geldi. Zorluklar değil de önyargılarla başa çıkmam gerekti ama ezber bozmak zaten bu dünyaya geliş amacım diye düşünüyorum.

 

Güzel. Peki kadın farkındalığı yaratmak için ekibinizi kadınlardan kurduğunuz oluyor mu?

Polonya’da ilk filmimi çekerken bu niyetle bir ekip kurdum ve hayatımda yemediğim kazığı yedim o yüzden artık cinsiyet değil iyi referanslara göre ekibimi kuruyorum.

 

Bir senaryoyu okuduğunuzda eminim ki filmi önce kafanızda çekiyorsunuzdur. Fakat sonuçta resimlere yönetmen karar veriyor, film yönetmenin eseri olarak karşımıza çıkıyor. O uyumu nasıl yakalıyorsunuz?

Geçmişte daha çok, yabancı yönetmenlerle çalışma fırsatım olmuştu. Bu konuda bana alan sağlayan yönetmenlerle çalışma şansım olduğu için mutluyum. Türkiye’de ilk uzun metrajım olan ‘‘Birlikte Öleceğiz’’ filminin yönetmenleri Hakkı Kurtuluş ve Melik Saraçoğlu ile de bu konuda iyi bir uyum yakaladığımızı düşünüyorum. Kendileri zaten akademik olarak film bilgisi çok derin kişiler olmakla beraber daha önce de deneyim sahibi oldukları için estetik olarak beklentilerine uygun olduğum için benimle çalışmayı tercih ettiler. Çekimlerde onların da kadraj, kamera hareketi, mekanlar konusunda çok kafa açıcı yönlendirmeleri olduğu gibi benim önerilerime de açık davrandılar.

 

Sizi sette çok zorlayan bir yönetmen oldu mu?

Maalesef Türkiye’de özgüven ve bilgi eksiği olup bu mesleği yapan kişiler olduğundan ön hazırlığı sıkı tutmayıp, sette beni zor duruma sokan yönetmenlere denk geldim ama onlarla zaten uzun soluklu projelerde yer almadım.

 

İçinde bulunmaktan en çok keyif aldığınız proje hangisi oldu?

Sydney Ribot ile çektiğim kısa filmler benim için çok keyifli, bazen macera dolu, bazen de risk aldığımız keyifli, yaratıcı işlerdi. Birlikte Öleceğiz benim için her zaman çok özel bir yerde olacak. Çok başarılı bir oyuncu kadrosu ve uzun soluklu bir proje olduğu için bana çok şey öğretti.

 

Yakın zamanda film çekecek misiniz?

Kendi yönettiğim kısa filmimi yeni tamamladım şimdi uzunu için çalışıyorum.

 

Kadın olarak sektörün içinde karşılaştığınız zorluklar var mı?

Maalesef Türkiye’de egolu meslektaşlarım beni biraz zorladı. Ben çalışkanlığımdan ve işimi yaparken kibarlığımdan, saygımdan taviz vermek istemesem de bazen kibarlığım karşısında saygısızlığa maruz kaldım. Sesimi yükseltmeden ve samimi davrandığım zamanlarda insanların gevşek davranmasına tahammülüm yok.

 

Birlikte Öleceğiz, Antalya Film Festivali’nden ödülsüz döndü. Fakat bazı sinema yazarlarının görüntü yönetmenliği kategorisinde ödül alması konusunda film, ilk sıralardaydı. Motivasyonunuzu etkiledi mi ödül alamamak? Ödüllere nasıl bakıyorsunuz?

Açıkçası sizin de söylediğiniz gibi geri dönüşler, bütün okları ödül alacağım yönünde bana doğrultmuştu. Emeğimin ilk filmimin, özellikle ilk festivalde böyle bir ödül ile taçlanması çok şık olurdu. Ama bir söz vardır: “İki şey tehlikelidir. Biri hayallerine ulaşamamak, diğeri de çok erken ulaşmak.” O yüzden önümüzdeki maçlara bakıyoruz. Ödüller kesinlikle bu kadar emek verdikten sonra motivasyon için önemli bir kaynak.

 

Son olarak merak ettiğim bir soruyu yönelteyim. Kadın hikâyeleri anlatmanın, özellikle bir kadın olarak her zaman çok değerli olduğunu düşünüyorum. Peki sizin kadın hikâyeleri anlatırken özellikle anlatmak istediğiniz, herkese göstermek istediğiniz derdiniz nedir?

Ben açıkçası 20’li yaşlarını Avrupa’da geçirmiş ve oradan eğitim almış biri olarak Türkiye’ye dönünce garipsediğim durumları filmlerimde işlemek istiyorum. Dışarıdan bir ayna tutarak, kadınların arasında ya da erkeklerle olan ilişkilerinde öz saygının önemini, sevmeyi, sevilmeyi işlemek istiyorum. Özgüveni olan kadınların başka kadınlara karşı da destekleyici olduğunu biliyorum. Bunu göstermek isterdim. Türkiye’de erkeklerin yetiştikleri ortamdan kaynaklı olarak cinselliğe ve aşka bakışlarını da filmlerimde işlemek, topluma ışık tutacak hikâyelere imza atmak istiyorum.

 

KISA KISA 

 

Nasıl bir süper gücünüzün olmasını isterdiniz?

Uçmak

 

Bir hikâye yazsanız adı ne olurdu?

Süpersonik Bir Aşk Hikâyesi

 

Bir kelime olsanız bu hangi kelime olurdu?

Su

 

Beş yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?

Dünya çapında bilinen ve beğenilmiş bir işin yaratıcısı

 

Hayatınızda sahip olduğunuz en değerli şey nedir?

Köpeğim Kuzu

 

Dünyada değiştirmeyi en çok istediğiniz şey nedir?

Kapitalizm

 

Kendinize en çok hangi sorunun sorulmasından hoşlanıyorsunuz?

Hayallerim hakkında sorular

 

Hayatta en iyi yaptığınızı düşündüğünüz eylem nedir?

Sevdiğin birine yemek

 

İlk okuduğunuz kitabın adını hatırlıyor musunuz?

Küçük Prens

 

Sizi en çok etkileyen sanat eseri hangisidir?

İkarus’un Düşüşü Sırasında Bir Manzara

 

Doğada karşılaşmak istediğiniz en vahşi hayvan hangisidir?

Kurt

 

Kimin ölümsüz olmasını isterdiniz?

Köpeğim Kuzu

 

 

 

 

HAZIRLAYAN: ÖZLEM ÇETİNKAYA

Yorum