Boş bir silindir şapkadan bir tavşan çıkar. Tavşan çok büyük olduğu için bu sihirbazlık numarası milyarlarca yıl alır. Tavşanın ince tüylerinin en tepesinde çocuklar dünyaya gelir. Bu yüzden çocuklar bu müthiş sihirbazlığın nasıl yapıldığına şaşabilecek konuma sahiptirler. Ancak büyüdükçe tavşan kürkünün diplerine doğru sokulurlar. Ve orada kalırlar. Burası öyle rahattır ki bir daha asla kürkün ince kıllarına tırmanmaya cesaret edemezler. Yalnızca filozoflar dilin ve varoluşun en uç sınırlarına giden bu tehlikeli yola çıkmaya cesaret ederler. Bazıları diğerlerine yetişemeyip geri kalsa da, birçoğu tavşanın ince tüylerine sıkıca tutunup, aşağıda tavşanın yumuşak derisine yayılmış yiyip içerek yan gelip yatanlara seslenir: -Baylar, bayanlar derler. Boş bir evrende dönüp duruyoruz! Ama kürkün dibindekiler filozofun dedikleriyle ilgilenmezler. -"Aman, ne gürültü edip duruyorlar bunlar böyle!" derler. Sonra da konuşmalarına devam ederler:" Yağı uzatır mısın lütfen? Hisse senetleri ne kadar yükselmiş bugün? Domatesin kilosu kaça? Lady Di'nin bir çocuğu daha olacakmış, duydunuz mu?" …
Sofie’nin Dünyası
Bekir Dadır’ın Bana Yeni Bir Hayret isimli şiir kitabını okumaya başladığımda Sofie’nin Dünyası’ndaki bu sihirli cümleler aklımda dolanıp durdu. Bana göre bu önemli paragrafta ‘‘hayret etmenin’’ kudretinden bahsediliyor. Hep birlikte hayret etmeye!
Çöl Bahçıvanı ve Bana Yeni Bir Hayret şiir kitaplarının yazarı şair Bekir Dadır ile şiire ve hayata dair keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.
Bekir Dadır Türkçedeki bir kelime olsaydı bu kelime hangisi olurdu?
“Gitmek” olurdu sanırım. Hep gitmek isteyip de gidemeyen bir insan olarak biraz umuda ihtiyacım var sanırım.
Hepimizin umuda doğru gitmeye ihtiyacı var sanırım. Peki şair olmak denince insanların yanlış anladığı fakat sizin bu soru karşısında temellendirdiğiniz düşünce nedir?
Şair her dönemde fazlasıyla kutsi bir kişilik olarak ilahlaştırılmaya çalışılan, aslında ise çok basit olan bir varlık bence. Sadece herkeste olan anlatma isteğini bir edebi türle yapmaya çalışan kişi.
Çok güzel bir tanım oldu bu. Romanlarda kurgusal karakterler yaratılabilirken şiir alanında bu durum nasıl gerçekleşiyor sizce?
Karakter sözcüğünü direkt olarak kurgudan ayırmak mümkün değil zaten. Tıpkı romanda olduğu gibi şiirde de karakterler mümkün. Farklı personalar, maskeler ile birçok karakter yaratmak mümkün. Örneğin; Memleketimden İnsan Manzaraları, Ben Ruhi Bey Nasılım... Örnekler çoğaltılabilir. Romanda da şiirde de hatta öyküde de karakteri yaratan, yazan kişi mutlaka kendinden parçalar koyacaktır. Bana Yeni Bir Hayret’te “ben” üstünden giden şiirlerde “ben” ve benim dışımda olan tüm ben’ler vardır. Yine Bana Yeni Bir Hayret’te ikinci tekil şahısa ya da üçüncü çoğul şahısa yönetilen her dize, sözcük yine ben’lerden oluşur. Yani demem o ki şair ve yazar bütün karakterlerinde kendi ben’i üzerinden yola çıkar.
Son şiir kitabınızın isminden çok etkilendim. Bana Yeni Bir Hayret derken insanın hayret etme eyleminden uzak kalışına mı atıfta bulundunuz?
Bir itirafta bulunmam gerekirse kitabın ilk ismi Yeni Bir Şey Yok olacaktı. Sonradan değiştirdim ismini. Önce bu itirafla başlamak istedim. Kitap “Bir kez olsun hayret etmeye!” diye başlar. Bu kez soruyu ben sorayım sana Özlem. Sence hayret edecek bir şey bıraktılar mı bize? Bunca yolsuzluk varken, kötülük varken, işkenceler varken, taciz-tecavüz varken artık neye hayret edebiliyoruz? Neye şaşırabiliyoruz? Dilim dönmüyor şu an ama çocukların tecavüz edildiği bir dünyada artık bize şaşıracak bir şey bıraktılar mı? Açlıktan intihar eden insanları birkaç günde bir duyuyoruz. Ne yapabiliyoruz? Bir şey yapamıyoruz. Birkaç gün üzülüyor sonra hayatımıza devam ediyoruz. Buna da mecburuz. Artık şaşırma yetimizi kaybettik. Koca koca sandıklara sakladık şaşırma yetimizi.
Kesinlikle öyle, o kadar doğru söylüyorsunuz ki… Söylenecek tek bir yorum yok şu söze. Peki dünyadaki tüm kötülüklere rağmen şiir yazmak sizin için hangi duygu durumuna karşılık geliyor?
Öfke.
Bu yanıta şaşırmadım.
Büyük harfle başlamayan sözcüklerden oluşan şiirlerin, çok büyük sözler söylediğini düşünüyorum. Şiir sizin için nasıl bir kavram?
Derdim büyük sözler söylemek değil. Derdim insanların evine girebilmek. Hüzünlerine, acılarına, öfkelerine, sevinçlerine ortak olabilmek. Eşiklerinden geçebilmek, selam vermek. Onların dile getiremediği şeylere kulak vermek ve bunu şiirle söylemek. Şiir büyük söz söylemez, şiir gerçeğin kırıldığı yerde kendine yeni bir gerçeklik yaratır ve onu söyler. Ben de bunu yapmaya çalışıyorum.
Şiirlerinizde umut veren bir depresiflik var. Bu sözüm için ne düşünürsünüz bilmiyorum ama şiirle bu iki kavramı bir arada düşündüğünüzde neler geçiyor aklınızdan?
Bu ülke sınırlarında yaşayıp da umudu kalan var mı? Hepimiz depresif olduk. Bana Yeni Bir Hayret’te bu depresifliğin yanına umudu da eklemem gerekiyordu çünkü halen bir “hayret” arayışı içinde olan şiirlerden oluşuyor kitap. Umudu yitirdiğim anlarda da öfke çıkıyor ortaya. Öfke iyidir. Öfke güzeldir.
Zor bir soru soracağım şimdi. Sizce şiir yazmak öğrenilir mi?
Şiir yazmak değil ama iyi şiir yapmak öğrenilebilir. Yani imge kurulumu, dize kurulumu, kelimelerin birbirleriyle olan uyumu, ritim, ses ve daha birçok şey öğrenilebilir ve iyi şiir yapılabilir.
En çok etkilendiğiniz yazar kim, oldukça merak ediyorum.
İlk kitabım Çöl Bahçıvanı çıktığı zaman buna benzer bir soruya cevap vermiştim. Benzer bir cevap vereyim: nereden başlamam gerekiyor bilmiyorum. Kaygusuz Abdal, Seyrani, Fuzuli, Ahmet Haşim, Metin Eloğlu, Behçet Aysan, Metin Altıok, Nazım Hikmet, Melih Cevdet Anday, Rimbaud, Lorca, Shakespeare, Ahmet Erhan, Sylvia Plath, Süreyya Berfe, Hulki Aktunç, Edip Cansever, İsmet Özel, Turgut Uyar… Bunlar sadece şairlerin küçük bir kısmı. Şiirden çok öykü okuruyumdur. Çok az da olsa roman… Şimdi onların da birçoğunu saymayayım ama yine de birkaç isim vermem gerekirse Cortazar, Sadık Hidayet, David Constantine, Aslı Erdoğan, Milan Kundera, Camus, Sartre, İtalo Calvino, Fürüzan, Tomris Uyar, Sevim Burak, Tezer Özlü… Bu liste böyle uzar gider.
Liste çok güzel gerçekten. Peki sizi masanızın başına oturtan şey ne oluyor? Ya da şöyle sorayım, aniden gelen ilhama nasıl hazır oluyorsunuz?
İlhama inanmıyorum. Şiirin kafada yazılan bir şey olduğuna ve sonradan bunun masa başına geçirilerek diğer evreye geçildiğine inanıyorum. İlham değil ama iyi görmek, iyi duymak gibi şeylere inanıyorum. Beni masaya başına geçiren şey ise bütün duyduklarımı, gördüklerimi düzenli hâle getirme düşüncesi oluyor.
Yazarken olmazsa olmazlarınız var mı ya da özellikle yazmayı sevdiğiniz bir yer?
Sessiz bir yer olsun da neresi olursa olsun. Özellikle yazmayı sevdiğim bir yer yok. Her zaman yanımda çantam vardır. O çantada da not defterim. Duyduğum, gördüğüm her yerde yazabilirim.
Son olarak yazar adayları için neler söylemek istersiniz? Onlara vereceğiniz tavsiye ne olur?
Tavsiye vermek benim haddim değil. Sadece “ben oldum” dememek lazım hiçbir zaman.
Hazırlayan: Özlem Çetinkaya