Mucize, görebilen ve dahil olabilenler içindir. Sinema her şeyden önce teknik bir sanattır; kayıt almak insanlığın bulduğu hâlâ en büyük buluş.
Arzu Arda Deger kimdir?
İstanbul doğumluyum, Marmara Üniversitesi’nde Radyo-TV-Sinema okudum; çeşitli eğitim- tanıtım filmleri, dizi ve sinema filmlerinde çalıştım, şu anda yardımcı yönetmenlik yapıyorum. Yönetmenlik deneyimini yerel bir kanala 6 bölüm sinema programı çekerek gerçekleştirdim. Bunun dışında film eleştirileri yazıyorum. Evliyim ve Kadıköy isminde bir kedim var.
Türkçedeki bir kelime olsanız bu hangi kelime olurdu?
Zor ve güzel bir soru, cevap için epey düşündüm. İsmimle müsemma olduğum su götürmez; ‘‘arzu.’’ Bunun dışında ‘‘denge, anlayış,’’ benimle uyumlu. Tanıyanların bende ilk olarak hissettiği ve beni tanımlarken başvurdukları kelime ‘’huzur.’’ Yaşamınsa beni ‘‘mücadeleci’’ diye kodladığına eminim ve ispat bile edebilirim.
Kendinizi nasıl tanımlarsınız?
Bu tip sorulara cevap vermekten hoşlanmayan biri… Çünkü kendimi anlatmaktan rahatsızlık duyan biriyim. Övülmeyi de sevmem bu sebeple, hemen konuyu değiştiririm. Yine de “mecburen” cevap verecek olursam; biraz zor biriyim aslında, ilk gençliğimden beri biyolojik yaşıma paralel gitmeyen bir psikolojik yaşa ve özgürlükçü bir zihne sahibim. Olaylara çok yönlü bakabilen, her kimin başına gelirse gelsin haksızlıkla derdi olan, adil, sözünü sakınmayan ve prensipleri olan biriyim. Bu sebeple ya çok sevilen ya hiç sevilmeyenim. Enerjisi yüksek, mücadeleci, sorgulayıcı, şüpheci, sürekli anlamaya çalışan, çözüm üreten, çabuk sinirlenen, kin tutmayan, ama hiçbir şeyi unutmayan, iyi bir dinleyici ve iyi bir gözlemciyim. Kendi sınırlarımı, önceliklerimi belirlemeyi ve hayatımda yer almaması gereken kişi ve şeyleri de azad etmesini öğrenen bir yolcuyum. (Ve kısa cümleler kuramayan biri)
Sinema denince aklınıza ilk olarak ne geliyor?
Sinema, büyük bir emek, teknik, hayal gücü, sonsuz delilik ve sonsuz öğrenme hâli.
Kariyerinize başladığınız sırada yaşadığınız zorluklardan biraz söz eder misiniz?
Bir sette yer alabilmeniz diploma isteyen bir şey olmadığı gibi sinema mezunu olmak da iş garantisi sağlayan bir şey değil. Okullarda sinema eğitimi tam manasıyla verilemediğinden ve sinema sette öğrenilebildiğinden üst derece performans, dikkat ve öğrenme hevesi istiyor. Belki şimdi sektörde daha çok okullu var, ama alaylı da çok fazla, üstelik her ikisi de tanıdıkla iş buluyor. Bu da sektöre giriş yapmakta zorlayıcı bir unsur. Sigortasız ve paramı almadan çalıştığım çok iş oldu. Algıları açık biri olarak işimi öğrenmekte zorlanmadım, ama ağır olan çalışma koşulları zaman içinde daha da ağırlaştı. Saatlerce ayakta olmak ve bu süre içinde aynı dikkati sürdürmek kolay değil, bir şeyi atlamak an meselesi.
Türkiye’de yönetmen yardımcısı olmanın zorluklarından bahseder misiniz?
Sektörümüz fiziksel ve zihinsel olarak uzunca bir dönem erkek egemen ağırlıktaydı, hâlâ bir eşitlikten bahsedemesek de bu hegemonya büyük ölçüde kırıldı. Ancak erkek dayanışması her alanda olduğu gibi baki. Aynı işi yapan bir kadın asistanın bir üst kademeye yükselişi erkek asistana nazaran biraz daha zor, çünkü erkeklerin daha dayanıklı olduğu, daha “uyumlu” olduğu düşünülüyor. Halbuki bu iş için lazım olan pür dikkat kadınlarda daha fazla. Kadınlar benim başladığım yıllara nazaran setlerde daha görünür hâlde şimdilerde. Sadece sanat-kostüm-makyaj departmanlarında değil, kamera arkasında hatta set amirliğinde bile kadın arkadaşlarımızı görüyoruz.
Bir reji ekibinde tüm asistanların görev tanımı farklı, kimse kimsenin muadili değil. Bu yüzden birinin eksikliğinde 1 günlük bile olsa onun boşluğunu doldurmak da birinin çekim sırasında ufak bir mola vermesi de pek mümkün değil. Diğer departmanlarda birbirini tolere etme imkânı var ama reji setin beyni. Yönetmen yardımcılarının en üstü, ekibin şefi “yardımcı yönetmen” olarak adlandırılıyor epeydir. Yönetmene yardımcı olan 2. yönetmen gibi düşünülebilir ilk anda, maalesef çoğu zaman öyle olamıyor. İş programını çıkarmak, yapımla ortak çalışarak yönetmenin istediği mekânları, castı kurmak, yönetmenin kararları ve istekleri doğrultusunda diğer departmanlarla paslaşmak, kendi ekibini kurmak, iş bölümünün ve iş programının işlerliğini, sahnelerin eksiksiz tamamlanmasını sağlamak gibi işin sanat kısmından ziyade daha çok kağıt işiyle muhatap olan biri. Kriz anlarında alternatiflerini yaratarak inisiyatif sağlayan bir nevi CEO yardımcısı. Yeri gelmişken değinmeden geçmeyeyim; en büyük sorunumuz örgütsüzlük, ağırlığı ve yaptırım gücü olan bir sendikaya sahip olamamak.
Çalışmaktan en çok zevk aldığınız proje hangisi oldu?
En son çektiğimiz kısa film “Düğüm.”
Sinema hayallerimizin ve gerçeklerimizin düş alanıdır.
Bir yazınızda ‘’Sinema bir mucizedir!’’ diyorsunuz. Okurlarımıza sizin gözünüzden sinemanın mucizevi taraflarını anlatır mısınız?
Mucize, görebilen ve dahil olabilenler içindir. Sinema her şeyden önce teknik bir sanattır; kayıt almak insanlığın bulduğu hâlâ en büyük buluş.
“Sinema sirke çok benzer. Sirk de sinema gibi katıksız bir teknik, kesinlik ve doğaçlama karışımıdır.” der Fellini. Bence sinemaya dair çok isabetli yapılan tanımlamalardan biri. Buradaki “sirk” salt curcuna-eğlence kavramları için değildir, işin görselliği dışında bahsedilen şeyler var. Bugünden yarına değil, yılların getirdiği birikimle aylar öncesinden ön hazırlığı yapılarak, dikkat, denge, beceri, çalışmayla güçlendirilen yetenek, yeni konseptleri sergileme hevesi, istikrarlı ve sabırlı deneme çalışmaları, yapanın, imkânların ve içinde bulunulan anın yönlendirmesiyle gelen doğaçlamanın estetik zarafetle adetâ zaten bütünün parçasıymışçasına ona eklemlenmesi ve olmazsa olmaz teknik donanım ile kotarılabilecek bir iştir sirk, tıpkı sinema gibi. Kubrik boşuna mı demiş; "Perde büyülü bir dünyadır. Öyle bir gücü vardır ki, duyguları başka hiçbir sanat formunun yanına bile yaklaşamayacağı bir şekilde ortaya çıkarır!" diye. Ezcümle, sinema hayallerimizin ve gerçeklerimizin düş alanıdır.
Sinemanın iyileştirici gücü olduğuna inananlardansınız. Sinema hayatınızda olmasaydı nasıl biri olurdunuz?
Sanatın iyileştirici gücüne inananlardanım. Filmcilik pratik zekâyı, pratik eylemleri, dikkati, gözlem gücünü ve estetik zevki besleyen, soru sorduran bir meslek. Kriz anlarında alternatif çözüm yoluna gitmek, soruna değil çözüme odaklanmak, bedenen daha dayanıklı olmak da artıları arasında. Setler, senaryolar ve pek tabii ki filmler sayesinde belki hiç gitmeyeceğim mekânlara, rastlaşmayacağım insan hayatlarına dahil oldum, oluyorum. Hayal gücümü muazzam besleyen bir sanat sinema. İşin mutfağında olmak her zaman daha lezzetli olsa da filmler üzerine yazmak, onları farklı disiplinler merceği altında yorumlamak, bunun için daha çok okumak, araştırmak keyifli olduğu kadar, kişiyi aklen ve ruhen besleyip büyüten eylemler. Vizyonumu, bakış açımı etkileyen, değiştiren, dönüştüren şeyler bunlar. “Sinema hayatımda olmasaydı bunlar olmazdı!” diye net bir şey söyleyemem, ama sinema varken bunlar da var. Umarım bunları daha da çoğaltır ve kendi hikâyemi yaratma, gerçeğe dönüştürme safhasına da gelebilirim.
Okuma ve yazma eylemiyle ilgili neler söylemek istersiniz?
Lisede ve 2-3 sene önce şarkı sözü yazardım, üniversitede de günlük tutardım. İzlediğim filmlere dair fikirlerimi kısa kısa notlar hâlinde kendi sosyal medya hesaplarımda paylaşıyordum daha önce. Kendimi henüz öyle adlandırmıyorum, ama film eleştirmeni olma gibi bir düşüncenin kıyısından bile geçmiyordum; yazdığım bu notlardan yola çıkarak eşim, yazmam konusunda epey ısrarcı oldu. Tanıdığımız ve mesleği bu olmasa da birtakım mecralara yazan kişileri göstererek - bana biraz da kızarak- "Bu senin mesleğin, bak kimler neler yazıyor, sen âlâsını yaparsın, sen işin tekniğini de biliyorsun, Türkçen de gayet iyi, yaz Arzu" derdi. Bense hep "haddimi bilirdim." Bu işi çok iyi yapanlara saygısızlık gibi düşünmüştüm başlangıçta, sonra işin içine girip biraz “kimler neler yazıyor” diye bakınca herkesin "film eleştirmeni" olduğunu gördüm. Fark ettiğim şeyse, yeteri kadar donanımlı olmadan, teknik ve dramatik analiz dengesini hiç kurmadan filmleri, sadece konusu ve oyunculukları ile ele alıp, kadrajları güzelse "sinematografisi iyi" diye betimleyen zayıf yazıların fazlalığıydı; hâlâ da öyle. Elbette her eleştirmenin bir tarzı var; kimisi sadece felsefi açıdan ele alıyor, kimisi psikoloji/psikanaliz temelli okuma yapıyor, kimi Wikipedia bilgisi verip konusuna değiniyor, nasıl işlendiğinden dem vuruyor.
Film eleştirisi yazarken teknik bilginin de çok önemli olduğunu düşünüyorsunuz değil mi?
Tabii ki. Teknik bilgiye haiz olmadan o konuda yazmak zor; ancak ben yine de bir eleştirmenin olabildiğince işi bu yönüyle de alabilmesine bir artı koyuyorum. Çünkü sinema kesinlikle teknik bir iştir, hikâyeden ibaret değildir, hikâye anlatma sanatı değildir, hikayenin nasıl anlatıldığı kıstas alınmalıdır. Doyurucu, derinlikli yazılar için de sinemanın beslendiği çeşitli disiplinlere dair okumalar yapmak, araştırmak çok önemli. Yazmak, bende eylem olarak bir filmi çok yönlü izlememi, anlamamı, görmemi, değerlendirmemi ve sorgulamamı sağlıyor. Ne kadar okunuyor bu yazılar açıkçası bilmiyorum, ama kendi gelişimim açısından her yazımda yeni bir şeyler öğrenmeye, analiz derinliğini geliştirmeye, yaptıklarımın üzerine bir tuğla daha eklemeye çaba gösteriyorum. Aslında büyük resme baktığımızda genel olarak okuma ve yazma eylemlerinin sağladığı şeyler tam olarak bunlar.
Inkweel ile yolunuz nasıl kesişti?
Twitter’da takipleştiğimiz ve birbirimizin yazılarını okuyarak fikir belirttiğimiz arkadaşım, Özlem Çetinkaya vasıtasıyla kesişti. Özlem’in okuduğu, tarafımdan yazılan eleştiriler, başka bir sinema portalında yayımlananlardı, Inkweel’i başlangıçta bilmiyordum, sonradan öğrendim. Zaten çok yeni bir oluşummuş ve kendisi Inkweel’in editörüymüş. Bana harika bir teklifte bulunarak, “Gel, burada yaz.” dedi. Ben de hiç düşünmedim ve kabul ettim.
Bir süredir Inkweel'de yazıyorsunuz, Inkweel hakkındaki düşünceleriniz nedir?
Inkweel; Instagram, Facebook gibi üye olup paylaşım yapabildiğiniz ve insanlarla takipleşip, etkileşimde olabildiğiniz yeni bir sosyal medya mecrası. Sitede sadece sinema yazıları yok tabii ki, benim alanım bu olduğu için filmler ve sektöre dair bir şeyler yazıyorum. Sanatın tüm dalları ile ilgili ya da akla gelen herhangi bir konuda paylaşım yapılabilen, kısa cümleler kurma zorunluluğu olmadan yazma özgürlüğünün olduğu, konusunu-içeriğini kendimizin belirlediği, yazılanlara beğeni-eleştiri yorumlarıyla geri dönüşün hemen alınabildiği bir platform. Üstelik paylaşımlarımızın linkleri, üye olmayanlara da açık olduğundan dışarıdan isteyen herkes tıklayıp içeriklere ulaşma imkânına sahip.
Inkweel’de yazmanın size nasıl geri dönüşleri oldu?
Benim Inkweel’de yazma gayem film eleştirilerimi, sinemaya ve sektöre dair bazı bilgilerin olduğu yazıları insanlara ulaştırabildiğim bir alan yaratmak, ama şunu biliyorum ki dilediğimde bir şiir ya da sadece bir fotoğraf karesi bile paylaşabilirim. Kendi blog sayfanız bir nevi. Inkweel, yazma eylemim açısından 2.kez nefes aldığım durak oldu bana; çünkü yazmaya ilk başladığım ve 1,5 sene boyunca sinema yazarı olduğum haber sitesi, 2021’nin başlarında yayın hayatına son verdi. Pandemi sebebiyle sinema salonları kapalı olduğundan vizyonda izlediğimiz ve dolayısıyla üzerine yazacağımız filmlerin olmaması bu anlamda “avantaj” olsa da bazı festivaller fiziki olarak gerçekleştirilirken, dijital platformlarda delicesine yeni filmleri izlemeye devam ettik, ediyoruz da. “Yazdığım site kapandı!” diye üzülüp “Şimdi nerede yazacağım?” diye düşünürken Inkweel bana çok güzel bir yanıt oldu.
Davet edeninden, kabul edenine, takip edeninden, okuyanına dek herkese buradan teşekkür etmek isterim; umarım uzun soluklu, sürprizlerin ve yeniliklerin olduğu bir yol arkadaşlığı kurarız hep birlikte…
Hazırlayan: Özlem Çetinkaya