Aceleyle evden çıktığım ve arkadaşıma gittiğim bir akşamdı. Her zamanki gibi yine geç kalmıştım ve kestirmeden gitmeye karar verdim. Sokağın sonuna geldiğimde kaldırım kenarında sendelerken gördüm onu. Önce dengesini kaybettiğini düşündüm, fakat önüme sendeleye sendeleye gelince tedirgin oldum. Sarman, tahminimce 3 aylık bir kedi.
Araba çarpmış olacağını düşündüğüm için hemen kucağıma aldım ve yakındaki veterinere doğru koşturdum. Sokak kedilerine yemeleri için bırakılan mamaların yanından geçerken hareketlendiğini fark ettim. Açtı. Hem de fazlasıyla. Yere indirdim ve yemesini bekledim. Saatin de geç olmasu ve veterinerin kapanmasından endişelenerek tekrar aldım kucağıma ve veterinere gittim.
Metal masaya dikkatli bir şekilde koyduğumda veterinere sokakta bulduğumu ve araba çarpmış olabileceğini söyledim. Veteriner hekim biraz muayene ettikten sonra o cümleyi söyledi; “Çok hasta, ve yaşaması çok düşük ihtimal. Muhtemelen ev kedisi ve hastalanınca sokağa atmış olabilirler. Çünkü yaşı da var.” Ne? Şok olmuştum. Daha yavru kadar gözüküyordu. Ve ekledi “ 4 yaşında ve muhtemelen en fazla iki ay yaşayabilir.”
O kadar hastaydı ki, küçücük kalmıştı. Üstelik evet, ev kedisi olma ihtimali çok fazlaydı çünkü insanlara güveniyordu.
“İnsanlara güveniyordu”…
Onu hastalanınca sokağa atmış ve ölüme mahkum etmişti insanlar. Düşüncesi bile canımı yakarken işte karşımdaydı bu can. Hala daha sevilmek istiyordu.
O kadar masumdu ki, kalbim acıyordu. Hastalıktan dişleri dökülmüş ve karnı çok açtı. Fakat yiyemiyordu. Bana bambaşka şeyler hissettirmişti. En dayanamadığım şeydir, savunmasız bir hayvan görmek ve yardım edememek. Üstelik hastalığı bu kadar geç kalınmasa tedavi de edilebilirdi… Şimdiyse sokakta bile başka kedilere bulaştırabilecek derecede hastalanmıştı. Üstelik kendi evimde de kedim olduğu için sahiplenemiyordum. Başka bir çözüm bulmalıydım. Onu sokağa asla bırakamazdım. Yaşayamazdı. Zaten ne kadar yaşayacaktı ki?
Günlerce ona yuva aradım. Fakat kimse ona bakmak istemiyordu. Kimse gerçekten de bakıma ve yuvaya ihtiyacı olan bir kedi istemiyordu. Öncelikleri yavru, güzel görünümlü ve sağlıklı bir candı. Oysa en çok bu yavrunun ihtiyacı yok muydu bakıma ve sevgiye?
Aklıma gelen her yere başvurdum, herkesle konuştum. Balkonumda bile bakmayı düşündüm. Bir kere terkedilmiş, hatta ölüme mahkum edilmiş bu bebeği ben yalnız bırakmayacaktım. Gittikçe hastalığı ilerledi ve tedavi masraflarına yetişmeye çalışsam da kalabileceği bir yer bulamıyordum. Bir şekilde, bir süre veterinerde baktım ve bakımlarını yaptırdım. Fakat zaman geçtikçe artık veteriner de bu sorumluluğu almak istemiyordu. Bana belediyenin hastanesini önerdiler. Orada tedavisinin ve takibinin daha kolay yapılacağını söylediler.
Denemekten zarar gelmezdi, ben de gittim. Fakat oradaki hekimler hastanede yer olmadığını, ancak barınakta yapılabileceğini söylediler.
Barınak… Öyle ya da böyle, gidebileceği en iyi yer değildi barınak. Fakat en sonunda içim acıyarak verdim bu kararı. Barınakta tedavisi olacaktı ve her gün görmeye gidecektim. Tedavisini karşılayacak ve kalacağı yeri de maalesef bu şekilde sağlayabilecektim. Bu süre içinde de ona yuva aramaya devam edecektim. Biraz daha toparlanırsa belki yuvalanabilirdi.
İlk gün götürdüm ve oradaki insanlarla tanıştım. Ne kadar iç burkucu olsa da, insanları tanıyınca biraz içim rahatlamıştı. Fakat yine de daha iyisi için çabalıyordum.
Elimde değildi, günlerce ağlıyordum. Ona bakınca bile kalbim paramparça oluyordu. Sevmek bu kadar zor bir şey miydi? Üstelik sevgiye bu kadar ihtiyacı olan bir canlıyı?
Günler geçti, ihtiyacı olan her şeyi karşılıyordum ve yuva arıyordum fakat günden güne kötü oluyordu. Bir çarşamba günü, ona bez götürürken aldım yolda haberi. Her gitmeden önce aradığım numarayı çevirdim ve kedimizin kafes numarasını söyledim. Telefondaki ses; “O kafes boşaldı bugün”... Yutkundum. Nefesim kesilmişti. Olmuştu işte. Gözlerim dolu doluydu. “Artık acı çekmiyor” diyordum kendime. Elimde ona götürdüğüm mamaya ve beze bakıyordum. Vedalaşamamıştım bile. Günlerce ona yuva bulmak için uğraşmış, uykusuz kalmış ama umudumu yitirmemiştim hiç. Belki de diğer türlüsünü hiç düşünmemiştim. Düşünmek istememiştim. Onu kurtarmaya adamıştım kendimi ama gitmişti işte.
Ben onun hayatında ne kadar iz bıraktım bilmiyorum ama o benim hayatımda asla unutulmayacak bir iz bıraktı. Sevgi. Hiç olmadığı kadar umutluydum ve inatlaştım hayatla. Belki kaybettim, ama sayesinde çok şey kazandım. Tesadüf diye bir şey yoktu. Yaşanması gereken ve yapılması gerekenler vardı.
Her şey için, o sıcacık yuvayı sana bulamadığım için özür dilerim ve sana teşekkür ederim minik.
Umarım hak ettiğin yerde, mutlu ve huzurlusundur…