#kimsinsen

Yorum · 1258 Görüntülenme · Okuma Süresi: 3 dakika

Hala kim olduğumuzu biliyor muyuz? Ben bilmiyorum

Haftanın konu başlığını gördüğümde aslında ilk başta konuya biraz yabancılık çektim ancak sonradan sonraya düşündüm de aslında bu soru dünyanın varoluşundan beri insanların hem birbirlerine hem de kendi kendilerine en çok sordukları soru olabilir. Ben biraz siyasi bir 'ben kimim' diyeceğim açıkçası.

Ülkede son dönemde yaşananlar hepimizin malumu. Özellikle 2020'de tüm dünyayı kasıp kavuran Covid-19 salgını artık belli ülkelerde hızlı aşılanmayla gücünü yitirmiş durumda. Ancak Türkiye'de her şeyde olduğu gibi salgın yönetiminde de çok büyük bir hezimet yaşanıyor. Covid dışında yaşananlar, Boğaziçi öğrencilerinin direnişi, içki yasakları, esnaf eylemleri yaşandıkça ben de bu soruyu kendime yeniden sormaya başladım aslında. 1993 doğumluyum ve 2011'den beri aslında belli bir 'ülkede, dünyada neler oluyor'a aşina bir insanım. 1990'ların sonlar ve özellikle 2000'lerde geçirdiğim gerçek anlamda mutlu çocukluk ve ergenliğin aksine, özellikle Gezi'den sonra müthiş bir sürekli yenilme, kaybetme, üzülme, alışma duyguları yaşıyorum, dünya görüşü benim gibi olanlar için de söylemiş olayım yaşıyoruz aslında.

Kadıköy, Moda'da yaşıyorum 2013'ten beri. Burada elbette belli bir sözüm ona çok klişeleşmiş 'kurtarılmış bölge'de yaşarken de aslında fark ediyorum ki buradaki gençlerin veya 18-40 yaş aralığının hayatı tam olarak şu. İşi varsa çalışıyor, çalıştıktan sonra barlarda arkadaş gruplarıyla takılma, arada bir gündem sertleştiği zaman Boğa'da veya Süreyya Operası önünde toplanıp slogan atma ve ardından normal hayata geri dönüş. Pandeminin en büyük etkisi ise işte buna oldu aslında. Barlar, mekanlar kapalı, şu anda Mayıs ortasına kadar sürecek kapanmadan sonra büyük ihtimalle yaza doğru tekrar bir yeni normal başlayacak ancak onun da saat, kişi sayısı gibi belli başlı kısıtlamaları olacak. Yani Kadıköy halkı, salgın bu şekilde yönetilememeye, yönetilmemeye devam ederse uzun yıllar eski hayatına dönemeyecek. Bizler için de aslında asıl mevzu ondan sonra başlayacak gibi görünüyor. Yani günümüzde provaları yapılmaya başlanan içki yasakları, aylar, yıllar geçtikçe daha tehlikeli noktalara ulaşıp tamamen artık hayatın parçası olduğunda "istediğimiz sosyal, seküler hayatı yaşayıp arada slogan atarak vicdanımızı rahatlatma" lüksümüzü de kaybedeceğiz.

İşte bu yüzden son zamanlarda, aslında pandemiden önce de şöyle bir şey düşünüyorum. Türkiye'nin hepimizin bildiği malum yıllarında, 60'larda, 70'lerde devlet tarafından katledilen bu ülkenin en parlak beyinli gençleri aslında bizden çok daha şanslılar mı? Veya 1944'te Varşova Ayaklanması'nda son insana kadar direnen direnişçiler de mi bizden kat be kat şanslılar? Ne yaptılar? Özgürlükleri hiç yoktu, ellerinden alınmıştı, sokaktaydılar, sosyal medya yoktu. Vicdanını rahatlatmak veya orada olduğunu belirtmek için story atmıyordu, fotoğraf çekmiyorlardı. Çünkü onlar aslında kim olduklarını gerçekten biliyorlardı ve onun için bu yaptıklarından hiç pişman olmadılar. Şimdi biz artık resmen Türkiye'de, İstanbul'da artık semt semt özgürlüğümüzü yaşayabilen gençler olarak bence hala kim olduğumuzu, ne olduğumuzu bilmiyoruz? Ben de halen kim olduğumu bilmiyorum, ne yapmak istediğimi bilmiyorum! Beraberce kısmi ve anlık özgürlüklere sevinir olduk artık, onları yaşıyoruz. Galiba birbirimize ve kendimize sormamız gereken soru da tam olarak bu aslında. Pandemiden sonra kim olduğumuza tamamen karar verip direnecek miyiz, yoksa aynı tas aynı hamam, yaşamaya devam mı edeceğiz?

Yorum