BİZ BİR HİKÂYE YAZDIK

Yorum · 1234 Görüntülenme · Okuma Süresi: 3 dakika

Sabrın ve inancın en güzel sonucu...

Ankara.

Çocukluk hayalim…

2010 yılında başlamıştı her şey… On iki yaşındaydım ve okuldan dönüp bilgisayarda oyun oynamak yapmayı en sevdiğim şeylerden biriydi. O zamanlar tek derdim ise bir ablamın olmamasıydı… İmkânsızı istediğimi bilsem de hep hayalini kurar, ablası olan arkadaşlarıma çok imrenirdim. Benim hikâyem oyun üzerinden tanıştığım bir kıza ‘abla’ dememle başladı. Benden büyüktü ve ben çocuk aklımla onu tanımadan, görmeden, sesini duymadan, sadece vakit geçirerek o kadar çok sevmiştim ki! İnternet üzerinden tanıştığım birine karşı nasıl davranmam gerektiğini biliyordum. Temkinliydim çünkü tanımadığım için güvenemezdim…  Bir seneyi sadece oyun üzerinden iletişim kurarak geçirdik. Bir senenin sonunda ilk kez birbirimizin resimlerini gördük. Artık oyun değil, Facebook üzerinden iletişim kuruyorduk. Okuldan döndüğümde olanları ona anlatmak için can atıyordum.  Sinir olduğum kızların dedikodusunu onunla yapıyor, üzüldüğüm de hemen ona anlatıyordum. Bir ekranın içinde bile olsa matematik ödevlerimi beraber yapıyor, İngilizce ödevlerini yapmak istemediğimde ise azar yiyordum. Bazen kavga edip birbirimize küsüyor, birkaç gün konuşmadıktan sonra yine barışıp eski halimize dönüyorduk. Kısacası mesafelere rağmen hayalimi yaşıyordum. Birlikte geçirdiğimiz seneler boyunca hep bir adım ileri taşıdık arkadaşlığımızı, kardeşliğimizi… Onunla telefondan ilk konuştuğum günü hatırlıyorum da, ikimiz de o kadar heyecanlanmıştık ki!

Ankara’ya gidip onunla buluşmak, birlikte vakit geçirmek istiyordum. Fakat ne o İstanbul’a gelebiliyor ne de ben Ankara’ya gidebiliyordum. Her zaman ‘bir gün olacak’ diyorduk. Birlikte çok şey yaşamış, çok şey paylaşmış ve birbirimize inanmıştık. Ortaokulda hazırladığım ‘Ankara’ya gitme planları’ başlıklı yazımı hala saklarım. Kendimce gidebileceğimiz günleri not edip kalan gün sayısını hesaplayacak kadar çok istiyordum… Seneler geldi, geçti ve ben lise son oldum. Tam 6 sene sonra…  Sabahın ilk saatlerinde ailemle yola çıktık Ankara’ya doğru… O günkü heyecanı hala içimde hissedebiliyorum. Anıtkabir’in önünde birbirimize koşup sarıldığımızda sabrımızın en güzel sonucunu yaşıyorduk.  Doğru zaman gelmişti. Birlikte geçirdiğimiz iki saat su gibi akıp giderken ayrılık çoktan kapıya dayanmıştı bile…  Akrabalarımıza uğramamız ve çok geç olmadan İstanbul’a dönmemiz gerekiyordu. Arabaya binmeden önce ‘bu ilkti ama son olmayacak’ dediğini hatırlıyorum. Ankara’ya ilk gidişimdi ve çok güzel bir anı bırakmıştım orada unutması mümkün olmayan… 

Hayal gibi geçen günün ardından biz de eski halimize dönmüştük. Artık elimizde birlikte olduğumuz bir fotoğrafımız vardı. Bu fotoğrafın anlamı benim için çok büyüktü çünkü imkânsız diye bir şeyin olmadığına inandığım günün kanıtıydı. Biz sadece inanarak ve sabrederek bu oyunu kazanmıştık. Tekrardan bir araya gelebildiğimizde sene 2019’du. Kızılay meydanında buluşup gezmiş, alışveriş yapıp yemek yemiştik. Bu sefer ayrı geçirdiğimiz dört senenin ve ilk görüşmemizde yetmeyen iki saatin acısını doyasıya çıkarmıştık. Ayrılıklar ne kadar can yaksa da ikimizde bunun son olmadığını biliyorduk. Bizim bir hikâyemiz vardı ve bunu yaşadığımız yer Ankara’ydı. Benim için Ata’mızın yattığı yer dışında bir anlamı olmayan şehir, en güzel anılarımı bıraktığım yer oldu.

Sene 2021.

Geride bıraktığımız 11 senede birlikte geçirdiğimiz zaman ise sadece 6 saat…

Gerçekten de bazı hikâyeler bazı şehirlerde kalıyor… Ama unutmayalım ki kalbimizde yaşatmak ve unutmamak bizim elimizde… Biz, sabretmeye devam ediyoruz peki ya siz?

Yorum