#filmkarşılaştırma

Yorum · 1344 Görüntülenme · Okuma Süresi: 4 dakika

İlksen Başarır'ın Atlıkarınca'sı ile Michael Haneke'nin Benny's Video'sunun Karşılaştırması

GÖSTERMEMENİN GÜCÜ

Film Posteri

Michael Haneke'nin sineması, rahatsız edicilik bakımından popüler sinema ve arthouse sinemada mihenk taşı olarak görülür. Bunda yönetmenin kendine has tarzının önemi aşikardır. Filmlerinde kullandığı renkler, kamera açıları gerçekten o kadar özgündür ki bu onu yaşayan en büyük auteur yönetmenlerden biri yapar. Bu yazımızda Haneke'nin başyapıt filmlerinden Benny's Video (Benny'nin Videosu)'da kullandığı şiddeti-cinayeti seyirciye göstermeme tekniğine göz atarak, onun üzerinden ülkemiz sinemasında bunun kullanıldığı ilk film olan, İlksen Başarır'ın Atlıkarınca'sını inceleyeceğiz.

Aslında Benny's Video, Haneke'nin Türkiye'de en çok bilinen filmi olan 1997 yapımı Funny Games'ten önce çektiği son filmdir ve bana göre onun kadar vurucu, rahatsız edici ve güçlü bir filmdir ancak genellikle underrated kalmıştır. Benny's Video'da da aynı Funny Games'te ve Haneke'nin daha birçok filminde görüleceği üzere üst sınıf burjuva bir aile merkezdedir. Bu ailenin ergenliğini yaşayan oğulları Benny, ciddi anlamda şiddet içerikli video oyunlarına ve videolara bağımlıdır. Filmin çekim yılının 1992 olduğunu düşündüğümüzde atarilerin hayatımıza yeni girmeye başladığı, filmlerin ise vhs kasetlerden izlenebildiğini hatırlayabiliriz. Aslında burada ünlü yönetmen David Cronenberg'in başyapıtı Videodrome'u da anmasak olmaz. Videodrome'da Cronenberg, yaptığı televizyon işleri çok fazla tutmayan bir yapımcının tesadüfen keşfettiği erotik, pornografik kasetlerin etkisinde kalarak düştüğü boşluğu anlatıyordu ve daha bunu 1983 yılında yapmıştı.

Tekrar Benny's Video'ya gelirsek Benny, ailesinin tatilde olduğu bir hafta eve okuldan kız arkadaşını çağırır ve onunla birlikte kendisinin hep izlediği şiddet videolarını izlerler. Aslında genellikle tek bir video vardır. Bu videoda Benny'nin babası, kuvvetli bir şok tabancasıyla bir kuzuyu öldürmektedir. Benny sürekli bu videoyu izlemektedir. Kız arkadaşına da bu videoyu izletirken evin başka bir odasına gider, aynı şok tabancasını alır ve kızı dehşet verici bir şekilde defalarca vurarak öldürür. Burada bu yazıyı yazmaktaki amaca geliyorum. Bu sahnede biz seyirciler sadece şok tabancasının sesini ve kızın çığlıklarını duyarız. Görüntü hiç görmeyiz, kan da görmeyiz. Ancak sahnenin normal bir insanda uyandırdığı his gerçekten tarif edilemez niteliktedir. Dahası biz bu sesleri duyarız evet ancak bunun dışında da Benny'nin odasındaki kameraya bağlı olan tüp televizyonda da Benny'nin her ateşlemeden sonra nasıl telaşlandığını ancak defalarca aynı şeyi yaparak nasıl haz aldığını da görürüz.

https://www.youtube.com/watch?v=MlJEZwXRkec

film posteri

Bu filmle ilgili olan analizi burada bırakıyorum çünkü bu yazıda bu bahsettiğimiz iki filmin tam analizini değil, iki filmin en önemli sahnelerinde yönetmenler tarafından kullanılan 'göstermeme tekniği' üzerine konuşacağız. Şimdi diğer filmimiz olan Atlıkarınca'ya gelelim. Yönetmen İlksen Başarır'ın Mert Fırat ile Başka Dilde Aşk'tan önce çalıştığı ilk filmdir. Film, başarılı olmaya çalışıp bir türlü istediği yere ulaşamamış olan yazar Erdem'in, küçük kızı Sevgi'yle yaşadığı pedofili ilişkiyi ve bunun ailede yarattığı depremi anlatır. Filmde ilk başta aile kendi evlerindedir ancak Erdem'in yaşlı annesi düşüp kalçasını kırınca onun evine taşınırlar, Erdem'in kızına yaptıkları da kendi annesinin evinde başlar. Yönetmen İlksen Başarır'ın filmde kullandığı kamera açıları, renkler çok başarılı. Mert Fırat ve kızı Sevgi'yi canlandıran Zeynep Oral da çok iyi oyunculuk sergiliyorlar.

Şimdi sahneye gelirsek, Erdem banyoya giriyor, duş bittiğinde sadece "Kızım bir gelir misin?" diyor. Filmin dilinin gücü işte burada ortaya çıkıyor. Sahnede seyirciye pedofiliyi hissettirecek herhangi bir şey yok. Ancak burada Başarır'ın kullandığı kamera açısı o kadar başarılı ki, sahnenin devamında yaşanan iğrençliği görüntü olarak görmememize rağmen Erdem, kızını çağırır çağırmaz ne olacağını anlıyoruz. Atlıkarınca'daki bu sahneyi bulamadığım için koyamadım buraya ancak yazının mümkün olduğunca anlaşılabildiğini sanıyorum. Sinemada şiddet, cinayet, istismar, her türlü kötülüğün yaşandığı sahneyi açık şekilde göstermeyip sadece belli etmenin bu iki filmde çok iyi biçimde kullanıldığını ve dünya sinemasında yerlerini haklarıyla almalarını gerektiğini düşünüyorum. İyi okumalar.

 

Yorum