Terlemekten sırılsıklam olmuş pijamamla ve saatlerce koşmuşum gibi nefes nefese kalmış bir şekilde yatağımdan fırladığımda gözüm başucumda duran saate ilişti. Gece yarısını gösteriyordu. Perdelerimin de kapalı olması sebebiyle odam zifiri karanlıktı. Ellerim titriyordu. Üşüyordum. Odamdan çıkıp el yordamıyla annemlerin odasına gittim. Yataklarında yoklardı. Üstelik çarşafları hiç bozulmamıştı.
‘Anne!’ diye bağırdığımda alt kattan gelen sesi ile derin bir nefes aldım.
‘Buradayım Elif’
Koşar adımlarla merdiveni inip annemin boynuna sarıldım. O sırada gözüm ceketini giyen babama ilişti. Annemden uzaklaştığımda onunda kot pantolonlu olduğunu gördüm. Koluna yapışıp ‘nereye?’ dedim. Sesim titriyordu.
Babam işlerinin çıktığını ve birkaç saate döneceklerini söylediğinde gitmemeleri için direttim.
‘Anne kâbus gördüm. Bu gece birlikte uyuyalım!’
O sırada mutfaktan çıkan, yardımcımız olan Selda abla yanımıza gelerek beni odama götürmek istedi. Babam korkmamam gerektiğini söylerken bir yandan da beline tabancasını yerleştiriyordu. İçimin ürperdiğini hissettim.
‘Gitmeyin’ dedim tekrardan yalvaran gözlerimi babamın gözlerine dikerek. Fakat her zamanki gibi aynı cevabı aldım.
‘Kızım iş bu, beklemez’
Evet, annemle babam polisti ve gece yarısında gelen bir telefon bile onları benden ayırmaya yetiyordu. Kendimi onların yanındayken güvende hissediyordum. Ayrıyken ise tam aksine…
Evden çıktıklarında kendimi odamda tek başıma uyumaya çalışırken buldum. Selda ablanın yanıma gelmesini istememiştim. Kendi kendime sakinleşebilirdim. Sadece bir kâbustu. Yanımda duran oyuncak ayıma sarılarak güzel hayaller kurmaya başladım. En son ailemle piknikteydim. Güneş içimizi ısıtıyordu. Papatyalarla dolu çimlerde elimdeki uçurtmamla koşturuyordum. Sonra bir çiçek kopardım yerden. Annemin yanına gidip onu uzattığımda yanağıma sıcak bir öpücük kondurdu ve birdenbire yok oldu.
‘Anne!’ diye yerimde sıçramamla kulağımda Selda ablanın acı çığlığı yankılandı. Korkak ve temkinli adımlarla salona gittim. Elinde tuttuğu telefonu yere düşürmüş, dizlerinin üstüne çökmüş ‘olamaz’ diye dövünüyordu. Kalbim çıkacakmış gibi atıyordu. Kötü bir şey olmuştu. Mutfaktan ona su getirip sakinleşmesini bekledim. Telefon kapanmıştı ve arayan kişiye baktığımda sadece numarası gözüküyordu. Annemleri aramam ve bir an önce eve dönmelerini söylemem lazımdı. Telefonu elime aldığım an çalmaya başladı. Dakikalarca telefona baktım. Endişeyle, korkuyla, çaresizce…
Hayır, bu olamazdı, olmamalıydı. Gerçek değildi. Hayatın oynadığı aptal bir oyun muydu? Selda abla bana bir kelime bile etmeden elimdeki telefona uzandığında almasına izin vermeden odanın bir köşesine fırlattım. Bu telefonu açmayacaktım. Annem ve babamın ölüm haberini asla duymayacaktım. Yine görmemem gereken bir şey gözlerimin önünden geçmişti. Hıçkırarak ağlamaya başladım. Hıçkırıklarımın arasından ‘gitmeyeceklerdi’ diyebilmiştim sadece… Ben daha küçüktüm. Bunu kaldıramazdım. Henüz 8 yaşındaydım. Uzun boylu siyah saçlı biri tarafından vurulmuşlardı. Babam, annemin önüne atlamıştı. Çok soğuktu, üşüyorlardı. Ancak oldukları yere yığılmışlardı. Başındaki polis arkadaşları arasında Murat ağabey de vardı. ‘Ben’ dedim ağlamaktan kurumuş boğazımın acısına aldırmadan. ‘Gideceğim yanlarına’ Yerimden doğrulmaya çalıştığım an gözlerimin kararmasıyla derin bir uykuya daldım.
Gördüğüm rüyaya devam ediyordum. ‘Anne!’ diye bağırmıştım en son. Çiçeği alıp nasıl yok olabilirdi? O sırada mangalı yakmakla uğraşan babama koşup annemin yok olduğunu söyledim. O ise benim dediklerimi ciddiye almadan ‘şakacı seni’ demişti. Annemin benden gizlendiğini ve onu bulmam gerektiğini söylemişti. Ama gözlerimin önünde kaybolmuştu ve geri getirmek için ne yapacağımı bilmiyordum. Eğilerek kulağıma ‘uzaktaki ağaçların arkasına bak’ diyerek göz kırptığında hızlıca dediği yere koşmaya başladım. Sıra sıra hepsinin arkasına bakıyordum ama yoktu. Tam pes etmek üzereyken çıkan sese doğru çevirdim başımı. Oradaydı! Sarılmam için kollarını açmış ve kocaman gülümsemesini yüzüne yerleştirmişti.
‘İşte buradasın!’ diye gözlerimi açtığımda annemin o şefkatli bakışı ile karşılaştım. Odamdaydım. Ne ara odama çıkmıştım? En son salonda değil miydim? Gördüklerim gerçek değildi. Annem, başucumda duruyordu ve beni izliyordu. ‘Buradayım’ dedi fısıldayarak. Yerimde doğrulup ona sarılmak istedim ancak beklemediğim bir şekilde beni bileklerimden tuttu. Canımı acıtıyordu.
‘Sus’ dedi sert bir şekilde.
Tam o sırada ‘hallettim’ diye odama dalan adama bakıp çığlık attım korkuyla. Bu da kimdi? Annemle ne işi vardı? Neyi halletmişti?
‘Bırak beni’ dedim ellerinden bileklerimi kurtarmaya çalışarak. Fakat, bu sefer daha çok sıktı.
‘Zamanı geldi’ dedi ve bir anda annemin yerinde uzun boylu, siyah saçlı olan o adam belirdi. Annem değildi. O, gelmemişti. Bu nasıl olurdu? Beni zorla kucakladıkları gibi evden çıkardılar. Selda ablayı baygın şekilde yerde yatarken görmüştüm. Kucaklarında tepinirken ‘nereye?’ diye bağırıyordum. Kurtulmaya çalışıyordum pis ellerinin arasından, beceremiyordum… İşte o an kanımı donduran bir cümle çıktı ağızlarından…
‘Annenle babanın yanına…’