BATUHAN MUTLUGİL'DEN ASLI BOZUK BİR NAKARAT KRALLIĞI : YADİGAR

Yorum · 1924 Görüntülenme · Okuma Süresi: 17 dakika

Batuhan Mutlugil'in İlk Albümü " Yadigar"

 

BATUHAN MUTLUGİL'DEN ASLI BOZUK BİR NAKARAT KRALLIĞI : YADİGAR

 

4 Aralık 2020'de albümün ilk habercisi olan “Bambaşka”  Pasaj Garaj Müzik etiketiyle yayınlandı.

Başta yalnızca iki kere dinlediğimi hatırlıyorum sindirmek için, öncelikle sözleri ve müziğe dikkat kesilmek için. Fakat şarkı ve güçlü nakaratı haftalar boyu kafamın içinde dönmeye, ve otomatik olarak bir anda ezbere söylemeye başlamama doğru evrildi.

Başta “Acaba şarkının tonu biraz daha pes mi olsaydı vokalin rahatlığı için ?” soruları da tamamen uçtu gitti dinlemeye devam ettikçe. Dinlemesem de peşimi bırakacak gibi değildi zaten, hakikaten sağlam gümbür gümbür bir giriş yaptı.

 

Haliyle bir de akustik olmayan, elektrikli bir şarkı olduğu için

(ki bu yüzden Kaan Tangöze'yi ara ara duyuyor olduğumuzu sandığımız bir Duman sounduna, hatta şarkılarına benzettik, tabii bunun diğer nedeni olan Batu Mutlugil'in 20 senedir aynı setup,amfi ve gitarla çalıyor oluşu da bu pakete dahil) devamının da böyle olacağını bize ileten bir Batuhan Mutlugil eseri ile 15 Ocak 2021'e kadar iyice haşır neşir olduk ve ister istemez şunu da sorarken buldum kendimi; (grubun her bir elemanının kendi şarkılarını ortaya koyup Duman albümünü oluştururken en uygun olanları seçtiklerini, onları yakından takip edip bildiğimden.)

Batuhan Mutlugil'in kendine ayırdığı şarkılar bu denli iyiyse, bizi hakikaten yeni Duman albümüyle fazlasıyla sarsıyor olacaklar mı ?

Duman'a ayrılanlar kendi çıkardıkları solo albümlere konulanlardan daha fazla mı çıtayı yükseltecek ?”

 

Gelelim şarkıların kayıt sürecine.

Şarkılar uzun yıllar zaten tanıyor olduğu birlikte çalıştığı dostlarıyla Caner Üstündağ ve Utku Ünal ile biraraya gelmeleri sonucu İstanbul Pür Stüdyosu'nda, hücum kayıtlarla değişik müzik stillerini bir trio olarak hayata geçirmeleriyle bizlere ulaşıyor aslında.

Albümün prodüktörlüğünü Batuhan Mutlugil ve Caner Üstündağ üstleniyor. Batuhan'ın söz ve müzikleri kendine ait olan şarkıları şekillenip 15 Ocak 2021'de, 9 şarkıdan oluşan tam anlamıyla her bir nakaratta ve sözlerde kaybolacağımız farklı müzik tarzları ve kültürlerini hissettiğimiz, albümün sonuna geldiğimizde 9 şarkının bize yetmediği bir hal alıyor.

 

Blue Blues Band'de bir arada olduğu müzisyenlerin de (başta Yavuz Çetin), bunun yanında Kerim Çaplı ve babası Batu Mutlugil gibi kompleksi olmayan, hep bir usta çırak ilişkisinin olduğu ortamda öğrendiği ne varsa yıllar boyu kendi içinde pişiyor ve “Yadigar” da sanırım bu birikmişlikle ortaya çıkıyor.

 

 

 

"Bambaşka" ile başlayacak olursak, korkusuzca yazılmış “Aslım bozuk, ben böyleyim!” diye aklımıza kazınacak olan güçlü ve pervasız sözleri var. Şarkıdaki solo o kaç senelik Telecaster ile kulaklarımıza şölen yaşatıyor. Ciddi ciddi şarkı albüm çıkana dek epey dile dolanıyor ve beklentiyi de yükseltiyor. Şarkıyı söyleyiş tarzındaki üslubu ve boşvermiş tavrı sözlerle bütünleşince kulağımıza batmıyor da üstelik. Kendisi de söylüyor zaten “Ben şarkıcı değilim, bestelerini söyleyen biriyim, ben gitaristim ve bundan daha çok keyif alıyorum.”

İnsan düşünmeden edemiyor “ Ya bir de daha keyif alarak söyleseydi ?”

 

 

 

Albüm kapağı da yıllar önce Caddebostan'da bir arkadaşı tarafından çekilen, kendisinin ve oğlunun aynı karede oldukları bir fotoğraf. Bu da bize ondan kalan bir hatıra yani “Yadigar”.

90'larda Beyoğlu'ndan ona Yadigar kalan ne varsa yaşatmak istemiş gibi bu albümde. Adıyla da fazlasıyla özdeşleşiyor bu yüzden. Sonunda adam akıllı bir şeyler dinliyor olmanın verdiği mutluluk ayrı, üstüne üstlük albüm bu dijital hengamede,mis gibi eski usül kartonetlerde CD olarak çıkıyor ve önümüzdeki günlerde de plak olarak basılacağını duyuruyor.

 

 

İlk şarkı “Vurgun”u dinlerken insan bir an evvel konserlere kavuşmak ve bu soundu canlı canlı dinlemek istiyor, öyle keyifli işte! İlk dikkatimi çeken nakarattaki son hecelerde hep sesini yukarıda bırakıyor oluşu. Bu gittikçe sesine alıştırıyor ve kendi sesini bize kabul ettiren bir başlangıç oluyor hatta.

 

Aşk için ölmeli mi ?

Gerçeği bilmeli mi ?

Halimden belli değil mi ?”

 

Kalbinden hiç mi sevmedin ?” gibi sorulara savaş açmış 40'lı yaşlarında hayatında olan biteni sorgulayan bir adam var burada. Kendince cevaplarını bulmuş buluşturmuş, şimdiye kadar aklına takılan sorulardan kaçmadan hepsini bir bir karşısına almış konuşan, ama içindeki ufaklığa da hala daha sahip olan bir adam.

 

Albümün ilk parçasının ritmi bu kadar yüksek bir şekilde başlamışken, (ki bütün buna rağmen tüm sözleri tek tek anlayabildiğimiz telaffuz sıkıntısı hiç yaşanmayan bir albüm genel anlamda) ikinci parçaya daha dingin başlıyoruz gittikçe nakarata taşıyan bir yapısı var. Aslına bakarsanız şarkının iki adet nakaratı var diyebileceğim kadar kulağa tutunan melodileri var.

 

Adım, adım çöker karanlığa” kelimelerini duyduysanız geçmiş olsun. “ Veda Olsun” artık bir güzel belleğinizde dolanıyor demektir.

 

Albümün işleyişi, parça sıraları kesinlikle düşünülmüş, hakikaten 90'lar sonu 2000'lerin başında tüm bir albümü dinlemenin verdiği hazzı size hissettiriyor, özlem duyulan günlere gülümserken buluyorsunuz kendinizi.

 

 

Geliyoruz single olarak bize selam çaktığı 3. şarkıya.

Bambaşka” 'ya...

 

Bir taş koy sen bağrına

Ferman çıktı aşkına içimde,

Farklı biçimde.”

 

Cümleleri şarkının en kuvvetli bulduğum kısımlarıdan nakarata nazaran. Şimdiye kadar kaleme kimsenin çok da dökmeyi tercih etmeyeceği türden;

 

Zarar ziyan faslında, keder bizi aldıysa

Çözüm yok, belki gücüm yok,

Ölüm yok ucunda ölüm yok!”

 

Kabus” isimli şarkının öyle güzel bir gitar riffi var ki, dönsün dursun hayatlarımızın arkaplanında sonsuza kadar istiyor insan.

Bu şarkının da nakaratı uzun süre yakanızı bırakmıyor, ancak gelgelelim can alıcı nokta şarkıdaki gitar solosu. Solo tekrardan baştaki melodiye bağlanıyor ve;

 

Öleceksek ölelim, bitecekse bitelim

Ben yolumu çizmişim, dönülmez.”

 

'Bir defaya mahsus dinle az biraz sus!' şarkıda da Mutlugil'in söylediği gibi...

 

Açık ara albümün en iyi parçalarından biri olduğunu düşündüğüm “Yor Beni” isimli 5. parçaya geliyoruz. Sanki bir aşık atışmasının başını kaçırmışız da cevabını veren bir diğer Abdal'dan bir giriş dinliyor gibiyiz. Nakaratta bambaşka bir ustalık var gitar soloya bağlanan. Köprü kısmı oldukça türkü formunda bir melodiye sahip.

 

Yor beni yor, bana böylesi hoş geliyor.”

Şarkının biterken “ Hadi çöz şu parçayı” bekleyişimiz hınzır bir askıda kalan kapanış yapıyor.

 

Alayı Gelsin” isimli 6. parçayı açarken mutlu bir anınızdaysanız dikkatli olun. Sesin kaydırma tekniğiyle kullanıldığı arabesk bir kullanımı var verselerde. Nakaratta da melodi ne kadar keyifli ise sözler de o kadar karanlık. Mükemmel işlenmiş bir tezatlık var ve deviniyor şarkı bitimine kadar.

 

Albüme kendi ismini veren “Yadigar” parçasına geliyoruz ve oldukça zıpır bir şarkı aslında isminin verdiği ağırlığın yanında.

Şarkıda hem yaramazlıklarla dolu koşturan bir gitar, hem sözleriyle olgun bir Batuhan Mutlugil var. Şarkı boyunca Türk ezgilerini de duyuyoruz.

 

Gözü Kara Gelin” şarkısı; “ Ben değişmem asla !” diye haykıran benim en çok Duman şarkısı gibi hissettiğim parça aslında. Nakarat diğerleri gibi yine çok kuvvetli ve back vokal desteklemeleri sayesinde parça gittikçe sizi yükseltiyor.

 

Son parçaya gelirken biraz karamsar bir bitiriş var. Şarkı bu defa arpej gitar ağırlıklı, hüzünlü bir gidişatı var. İsmi “Sürgün”

 

Sil aklından beni gideceğin kadar git uzaklara

Zor gelirse hiç düşünme vur çal oynasın, sen bildiğin yoldasın

Bir yalan peşinde harca kendini.”

 

Artık sona geldik ve pek de Eyvallah'ı olmayan bir Batu Mutlugil var, fakat huşu içinde anlatıyor bunları, inanılmaz sabır ve sakinlikle.

 

Bağlasan durmam bu yerde, ben bir yabancı”

 

 

 

 

Albümü dinlemeyi bitirirken kendi kendime diyorum ki, kendisinin deyimiyle iyi ki iş başa düşmüş de yazmış, bestelemiş. Öyle üç cümleyle iki melodi bir araya getirme arzusundaki yeni jenarasyona bu güzel “Yadigar” fazla gelecek belki, ancak kesinlikle ders niteliğinde. Yoksa başka nereden nasıl toparlarız başını alıp giden bu furyayı bilinmez. Birileri 35 dakikalık bir öğreti bırakmış işte. Alın mis gibi mal edin kendinize.Kendi deneyimiyle bizi nasıl bir yolculuğa çıkardığını anlatamasak da minnettar kaldığımızı söyleyebiliriz imkan buldukça.

Ait olma hissini bize tekrar anımsattığı için, bu kadar bize yakın bir hikaye gibi hissettik belki de.

 

 

                                                               Pınar Azizoğlu

 

 

Yorum