ÇEMBER

Yorum · 315 Görüntülenme · Okuma Süresi: 2 dakika

Düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın.
En garibi de budur ya
Öldüm der yine de yaşarsın...
Mevlana

Kendimi tanıma yolculuğumda düşe kalka yürürken ayağıma takılan taşlardan dolayı kendimi affedememe sancısı içine düştüm. Ayağıma taş da takılabilirdi belki normaldi bu, "insanlık hali"ydi.
gerçek şu ki o taşları ben görmeliydim. Kalbimdeki, beynimdeki, ruhumun derinliklerindeki bilmem kaç tane olan gözlerimi açmalıydım. Gerçekleri görmeme rağmen göz ardı etmemeliydim. İşte bu sebeptendir ki kendimi affetmiyorum. Ne acı bir duyguymuş bu.. karşı tarafı affedememekten daha keskin hatlı, daha yaralayıcı, daha derin...İnsan kendine karşı daha acımasız olabiliyor. Kendine haksızlık etmemek noktasında gelip gitmeler yaşasa da, bir noktada bu haksızlığın dibini de göremiyor.

Pişmanlık denen duygu insanın bütün hücrelerini kapladıysa, bir labirentin en zorlu yerinde çıkış yolunu bulmak için uğraşıp duran fareler gibi debelenip duruyorsun ama kurtulamıyorsun pişmanlığın katran karası karamsarlığından... İnsanın bazen gerçekten algıları kapanıyormuş ve en fantastik, en uç, en ulaşılmaz, en imkansız düşünceleri beynine zorla kabul ettiriyormuş. Bu hayat bana bunları da öğretti geç olsa da... İnsan yaşadığı her "an" her "salise" bu hayattan en önemli dersi öğrenebiliyormuş.

Algılarım en acı tecrübe ile açıldı. Sonra sanki bir rüyadan, bir illüzyondan çıkmış, bir narkozun etkisinden kurtulmuş gibi kendime geldim. Sanki geçmişe gitmiştim. Uzaklardaydım. Yeniden o hiçbir şeyden habersiz genç bir kız olmuştum. Yanımdakiler bir yanılsamaydı. Aslında onlar hep geçmişte kalmıştı. Ben onları şimdiki zamana davet etsem de onlar o geçmişte kalmaya mahkumdu. Her şey için çok geçti... Herkesin kaderi çizilmiş, yolları yürünmüş, duyguları geçmişin derinliklerindeydi. Bunları o acı tecrübe ile algılarım açıldığında bir anda şimşek hızıyla fark ettim. Şimdi düşünüyorum da iyi ki birden bunları fark etmişim. Zamanla fark etseydim, kendime yine yalan avuntular bulacaktım, elimdeki oyuncakları evirip çevirip güzel hale getirmeye çalışacaktı beynim yine. Bir durumun, duygunun, uyanışın "birden" olması, şok etkisi yaratıp insanı kendine getirmesi her zaman daha etkilidir bana kalırsa. İnsan hiç bir zaman yavaş yavaş uyanamaz. Birden uyanmalıdır ki gerçeği net bir şekilde görebilsin.

Geçmiş adı üstünde geçmiş, bitmiş, yara bıraksa da yaşanmış ve tükenmiştir. Geçmiş geri gelmez, geçmiş geçmişte kalmıştır. Zaman geri döndürülemez bir kavramdır. Gelecek ise önümüzde açılmış upuzun bir yoldur. Geleceği tasarlayabiliriz ama yine de müdahale edemeyiz. O kendi gerçekliğiyle gelir, başımızın üstünde asılıdır ve ne yaşatacaksa biz bilemeyiz, ta ki o gelene kadar...

Kendimi ne zaman affederim bilmiyorum, pişmanlıklar üzerimde ne zamana kadar ağırlık yapar düşünmek de istemiyorum. Hayatın içinde var olmaya, kendimi affedememin neticesinde etrafımda bu durumdan etkilenen insanlara sarılarak yürümek istiyorum bu hayat yolunda, hep öğrenerek, yaşayarak, severek, en ince ayrıntısına kadar yudumlayarak hayatı...

Yorum