Emeklemeyi öğrenmiş bir bebek yürüyerek geldi yanıma.
Zihnimin okyanusundan çıkmam zaman aldı.
Bir sır verir gibi sözcükleri fısıldadı kulağıma
Hemen ardından yok oldu ve aklım onda kaldı.
Dışarısı zulüm sanki, kurşun gibi bir hava var.
Adımını eşikten atınca seni de sırtına takar.
Hayır, ben hiç ölmedim mahşer bir illüzyon bana.
Yürümeyi öğrenmiş bir çocuk koşarak geldi yanıma.
Ayaklarımın çizdiği çiçekler var gibi geliyor bana.
Her adımımda yeşeren kızaran moraran cennetim.
Çiçekleri kopardım, onlar sana emanet Pandora!
Koşmayı öğrenmiş bir kadın uçarak geldi yanıma.
Güldüm bu anlamsız güne hepsini uçuruma ittim.
Ölmelerini bekledim ve hemen çiçeklerimi serptim.
Ezilmiş olmaları muhtemel hatta kesin öldüler dedim.
Gidince anladım ki asıl ben iki doksan yerdeyim.
Bebek, çocuk ve kadın, Pandora'dan çiçeğimi çalmış.
Taç yapmışlar çiçeklerimle ve kadın birini de bana takmış
İki doksan cesedimin yüzünü görmek istedim.
Ve gördüm ki ben aslında iki noksan yerdeyim.